Aralık 13, 2011

İNSANIN ACİZLİĞİ


İNSANIN ACİZLİĞİ

            Sevgili müminler !
            İnsanın doğarken nekadar zavallı bir varlık olduğu hepimizin malumudur.Doğduğunda,toplam ağırlığı üç kilogram kadar olan,konuşma yeteneğini henüz elde edemeyen,yürümekten mahrum bu zavallı varlığa eğer denilseydi kendi rızkını kendin temin et acaba sonuç ne olurdu ? Elbette sonuç bir felakettir.Çünkü bırakın insanın ilk doğuşta rızkını temin etmesini,anne-baba bebeğin emrine emade olmasına rağmen her yıl milyonlarca bebek yetersiz beslenmeden ölmektedir.İşte Allah,insanın bu acizliğini bildiği için,daha dünyaya gelir gelmez,ona rahmet çeşmelerini en güzel gıdayla ihsan etmektedir.Ve öyle bir gıda ki suni olarak yapılması mümkün değildir.
            İnsanın acizliği çocukluktan ölüme kadar devam etmektedir.Öyleki bazen bir mikrobun,bazen bir virüsün,bazen bir kazanın,bazen bir bakterinin musallat olması , onu rahatsız etmekte atmosferin hareketlerinden etkilenmekte,vucudu gayri iradi hastalıklardan rahatsızlık duymaktadır.
            İnsanın en büyük acizliği her gün dünya gemisinden  indirilen yaklaşık  50.000 kişinin ölümüdür.Nezaman nerede nasıl öleceğini bilmeyen insanın,ölümler karşısında bütün zevkleri yok olmaktadır.Annesini,babsını,kardeşini,eşini kaybeden insanı, teselli ne edebilir? İnançsızlık gırdabında boğuşan insanların ölüm karşısındaki ahları çok manıdardır.Çocuğunu kaybedince,”şevki yok”diye şiir yazanlar,”Yaş otuz beş gitti yolun yarısı”diyip hemen arkadan vefat edenler,”Bir merhalede Karacaahmet görünür”diyenler hep bu acziyetin iniltilerini seslendirirler.İşte böyle aciz varlığa Allah çağlar ötesinden beri şöyle seslenmektedir:”Siz ölü iken sizi dirilten Allah’ı nasıl inkar edersiniz.Sonra sizi öldürecek,tekrar sizi diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.”[1] Bu ayetle insanın hayatının manası ortaya çıkmakta,ölüm sonrasında da herşeye sözü geçen,gücü yeten bir Yaratıcı’nın varlığını idrak etmekte ve gidenlerin yok olmadığına inancı pekişmektedir.”Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin gerçekten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız.”[2] Ayetiyle bu inanç pekiştirilmektedir.Böylece insan ölümün,yokluk değil,hiç oluş değil,sadece hayatın değişik bir şekli olduğunu anlamakta gidenleri güzellikle uğurlamakta,doğanlara hoşgeldin diyebilmektedir.
            İnsan gücsüz biyolojik yapısına rağmen ihtiyaçları sonsuzdur.Eğer fiziki gücüyle ihtiyaçları arasında bir kıyas yapılsa,görülecektir ki, insanın kuvveti,iktidarı ile yetişebileceği kadardır.Arzu ve istekleri ise hayalinin gidebileceği sonsuzluktadır.Sınırlı ömründe dünyayı kazanacak mutlu olmaya çalışacak,evlenecek iş kuracak v.s.Bütün bu ihtiyaçlar Allah’ın yardımıyla kolaylaşırken,tek başına materyalist mantıkla çok çok güçleşmektedir.”Yeryüzünü insana boyun eğdiren,yerin üzerinde dolaştıran.Rızkını yerkürede kendisine veren”[3] hep Allah olduğu gibi,o rızkı temin etmek için “İnsanı yaratan,işitme duygusu,gözleri kalpleri anlama duygusunu”veren de yine Allah’tır.Yeryüzü insan  için,adeta bir döşek gibi yaratılmıştır.Gökyüzü atmosferden gelen zararlı ışık ve yağmurlar için adeta bir filtredir.Yerkürede hayatın devamı için gökten yağmurlar yağdırılmış,yetişen milyonlarca tür varlık insanın emrine emade kılınmıştır.[4] Bütün bu nimetler içinde insanın payi, hiçtir.
            Sevgili müminler !
            En mükemmel şekilde yaratılan insanın vucut makinası da çok mükemmeldir.O’nu Yaratan “en güzel şekilde yaratmıştır.”[5] İnsan bu mükemmel sistemde yine hiç hükmündedir.Besinler sadece çiğnenmekte,mideye gittikten sonra Allah’ın kurduğu bu mükemmel sistem her hücreye gerekli hizmeti götürmekte ve hiç bir aksaklık görülmemektedir.İnsan dışardan sisteme bazen müdehaleler de bulunmakta bunun dışında bir etkisi olmamaktadır.Düşünmeliyiz ki,bunca varlık bize hizmet sunarken,hiç biri bizi tanımamaktadır.Bunları bize hizmet ettiren elbette birisi vardır ki,O’da Allah’dır.İşte bu kadar zavallı varlığa,sayılamayacak nimet sunan Allah’ın elbetteki bizden bir takım talepleri de olacaktır.O’da nimetlere karşı dolaylı şükür olan ibadetlerimizdir.
           
            Nemutlu kendi acziyetini idrak edebilip,Yüceler Yücesi Rabbine secde edebilip O’na karşı görevlerini ifa edebilenlere !


[1] Kuran,Bakara,2/28
[2] Kuran,Müminun,23/115
[3] Kuran,Mülk,67/15-23
[4] Kuran,Bakara2/22
[5] Kuran,Tin,95/5

İNFAK


İNFAK

            Değerli müminler !
            İnsanın elinde bulunanan mal ve mülk insana verilmiş bir emanettir.Emanetler sahibinin rızası doğrultusunda tasarruf edilmeli.Aksi takdirde emanete ihanet etmiş olunur.Allah’ın insanlara vermiş olduğu herşey de,birer emanet olduğuna göre,O’nun rızası doğrultusunda elmizdeki nimetleri harcamak, aklın ve mantığın gereğidir.Allah Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:”Allah’a ve Rasulüne iman edin.Size üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden Allah yolunda harcayın.Sizden iman edipte (Allah rızası için) harcayan kimselere büyük mükafat vardır.”[1] Bu ayetten de anlaşılacağı gibi,imandan sonra yardımlaşma ve yardım etme Allah’ın emirlerindendir.İnsan Allah’ın vermiş olduğu mal ve mülk üzerinde,Allah tarafından görevlendirilmiş bir dağıtım memurudur.Böyle bir görevle,görevlendirilen insan görevini unutup elindeki nimetlerin gerçek sahibi olduğunu düşünmesi,onun için manevi bir felakettir.Tarih;önceleri fakir zamanla zenginleşen ve elindeki imkanlarla şımaran fanilerin ibret dolu hayat hikayeleriyle doludur.Mümin insanın elinde hidayet rehberi Kuran olduğuna göre,bu tür yanlışlıklara sapmamalıdır.İnsanın bu yönünü ve zafiyetini bilen Rabb’imiz şöyle buyurmaktadır:”Allah yolunda bağışta bulunun.Allah yolunda cihat etmekten veya bağışta bulunmaktan kaçınarak kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın.İyilik yapın ve yaptığınızı güzel yapın.Muhakkak ki Allah, iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanları sever.”[2] Bu ayetten de anlaşılacağı gibi asıl felaket insanın faal ruhunu ve yaratılış duygusunu unutup,kendi zevkü sefasına düşmesidir.Sosyoloji tarihine bakıldığında,yardımseverliğini,manevi değerlerini kaybeden ve zenginleşen milletlerin kısa zamanda haritadan silindikleri görülür.Çünkü karnı tok ve sefahata  düşen bu insanlar,sindirim sıkıntılarından başka düşünecek vakitleri kalmamaktadır.
            Kuran-ı Kerim’de Allah rızası için bağış yapma hususunda çok iğneleyici ve veciz ikazlar vardır.Ölüm sonrası insanların özlemi dile getirilerek şöyle buyurulur:”Herhangi birinize ölüm gelip de:Rabbim ! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de  sadaka verip iyilerden olsam ! demesinden önce size verdiğimiz rızıktan harcayın.”[3] Diğer yandan kıyamet günü hatırlatılması yapılıp hiç bir torpilin insana yardımcı olamayacağı ifade buyurulup şöyle denilir:”Ey iman edenler ! Kendisinde artık alış-veriş,dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet),gelmeden önce,size verdiğim rızıktan hayır yolunda harcayın.Gerçekleri inkar edenler elbette zalimdir.”[4]
            Sevgili müminler !
            Kuranı hayatında tatbik eden ve bu konuda bize rehber olan peygamberimiz ve O’nun ashabı Allah yolunda harcama hususunda  oldukça cömerttirler.”Bir peygamber miras bırakmaz” buyururak servet biriktirmeyen Hz Muhammed (a.s) şöyle buyururlar:”Şu Uhud dağı altın olupta bana verilirse,bir borcu ödemek için beklettiğim dinar hariç ondan benim yanımda bir dinar kalmış olarak üçüncü bir geceyi geçirmeyi istemem.”[5]
            Mümin Allah için verdikçe Allah’da kendisine verir.Bir diğer ifadeyle sadakası verilen mal,serveti arttırdığı gibi,haram kazançla kazanılan malı,Allah yok edecektir.[6] Kuran’ın hükmü bu olduğu gibi peygamberimiz de şöyle buyurmaktadır:”Ey Ademoğulu,ver ki sana da verilsin”,”Sadaka malı eksiltmez.”[7] “Kesenin ağzını bağlama,seninde rızkın bağlanır.Ver ! sayma;sanada sayıyla verilir.Malını kilere kapatma,senin de rızkın kapanır.”[8] Allah için verene dünyada Allah’ın vereceği böylece garanti edilirken ,olayın ahiret boyutu ise,şöyle anlatılmaktadır:”Allah yolunda mallarını harcayanların örneği,yedi başak bitiren,bir tane gibidir.Her başakta yüz tane vardır.Allah dilediğine kat kat fazlasını verir.Allah’ın lutfu geniştir.O her şeyi bilir.[9]Ayetin ifadesinden de anlaşıldığı gibi,bire yediyüz kat daha fazla zengin etme duygusuyla,Allah’ın dolaylı olarak iradesine karışmayıp peygamberi bir anlayışı gerçekleştirmektedir.
            Sözlerimi en güzel söz olan Kuran ayetleriyle bitiriyorum:”Mallarını gece ve gündüz,gizli ve açık hayra sarfedenler var ya,Onların mükafatları Allah’ın katındadır.Onlara korku yoktur.Onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.”[10],”Allah müminlerden,mallarını ve canlarını kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır.”[11]

            Nemutlu fani varlığını ebedileştire bilenlere !


[1] Kuran,Vakıa,56/7
[2] Kuran,Bakara,2/195
[3] Kuran,Münafikun,63/10
[4] Kuran,Bakara,2/254
[5] Müslim,Zekat,32
[6] Kuran,Bakara2/276
[7] Müslim,Birr:69
[8] Müslim,Zekat:88,Buhari;Hibe:15
[9] Müslim,2/261
[10] Kuran,Bakara,2/274
[11] Kuran,Tevbe,9/111

İÇKİ


İÇKİ

            Değerli Müminler!
            İslam dini insanların bu dünyada sağlıklı yaşamaları için onların nelerden yararlanıp yararlanmayacağını açıklamış ve emanet olan bedenin sağlıklı yaşaması için gerekli kuralları koymuştur.İnsanlara faydası olan her şey kendilerine helal kılındığı gibi,zararı olan her şey de haram kılınmıştır.
            İnsanın sağlığını tahrip eden içeceklerin her birinde organizmaya zararlı maddeler vardır.Bu zararlı maddelerin başında da,alkollü içecekler gelmektedir.Asırlar öncesinde olayı tahlil eden Kuran-ı Kerim şöyle buyurmaktadır.”Sana şarap hakkında soru sorarlar.De ki:İçki de büyük günah ve insanlar için bazı faydalar vardır.Ancak günahı faydasından çok daha fazladır.”(1)
            Gerçekten de alkolik olarak hayatlarını sürdüren insanların perişan hallerini gördükçe bu gerçek daha güzel anlaşılır.Bu tür insanların durumları oldukça üzücüdür.Az bir keyif için yıkılan dünyaları yanında,beden de fonksiyonlarını gün be gün kaybetmektedir.İçki kaleyi içten fetheden,son derece sinsi ve süslü bir düşmanı andırır.Dış görünümü oldukça cazibedar,içi ise olabildiğince yıkıcıdır.
            Yapılan tıbbi araştırmalarda içki;sinir,sindirim,dolaşım sistemlerinde büyük tahribat yaptığı ortaya çıkmıştır.Özellikle beyne olan zararı çok daha belirgindir.Alkol sonucu ölen beyindeki hücreler,görme ve düşünme bozukluklarına,unutkanlıklara yol açmaktadır.Alkolü düşük oranda olanlar bu tür rahatsızlıklara müptela olduğu gibi,yüksek seviyede olanlarda da,solunum ve dolaşım sistemi felçleri,bitkisel hayat vakaları görülebilmektedir.Alkol sebebiyle,kalp kasları zayıflayıp vücudun her bir yerine gerekli olan kan pompalanamaz.Bunun sonucu olarak tansiyon vakaları görülür.Aşırı yüklenme sonucu zaman zaman ölüm olayları görülebilir.
            Bedene bu kadar zarar veren alkol,insanın ruh dünyasındada yıkıcı etkiler yapmaktadır.Bozulan şahsiyetler,tahrip eden aile ilişkileri,azalan üretim kaabiliyeti,ümitsizlikler,ruhdaki bezginlikler,trafik ve iş kazaları hep alkolün doğurduğu sonuçlardır.
            İnsana bu kadar zararı olan alkollü içkiler hakkında Kuran-ı Kerimde şöyle buyurulur:”Ey iman edenler !İçki,kumar,dikili taşlar,kısmet okları birer şeytan işi pisliktir.Bunlardan uzak durun ki,kurtuluşa eresiniz.Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister.Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi ?”(2)Ayetten de  anlaşıldığı gibi,içki sosyal ve manevi hayatın tahripcisidir.Bu ayetle beraber,hurma ve benzeri ürünlerden alkollü içecekler üretip içen asrı saadet müslümanları,bir daha içmemek üzere içkiyi kesin kullanmamaya karar verdiler.
Bu konuyu özetleyen Ebu Bureyde şöyle anlatır:”Bir gün oturup içki içmeye başlamıştık.Ben bir ara kalktım,peygamberin huzuruna çıktım.Selam verdim ve orada içkinin haram edildiğini bildiren ayetin nazil olduğunu öğrendim.Derhal arkadaşlarımın yanına döndüm.Ve içki yasağını bildiren ayeti “artık siz vazgeçtiniz değil mi?bölümüne kadar okudum.Arkadaşlarım hemen kadehlerinde ki içkiyi döktüler.Küpleri devirip şöyle dediler:Vazgeçtik ya Rab!”(3)
            Asırlardan beri insanlığın sosyal ve manevi hayatını tahrip eden içkinin ne olduğunu en güzel şekilde anlatan peygamberimiz:”İçki bütün kötülüklerin anasıdır.”(4)buyurmuşlardır.
            Kötü ve zararlı olan herşeyin her ölçeğinin haram olduğunu yine peygamberimiz şöyle açıklarlar:”Sarhoşluk veren herşey içkidir.Ve bütün içkiler haramdır.Çoğu sarhoşluk veren bir şeyin azı da haramdır.”(5)

            Değerli Müminler !
            Dünya, insana bunca zararı olan içkiyle mücadele etmektedir.Bu mücadelenin amacı insanlara içkinin tıbbi ve sosyal zararlarını anlatmaktadır.Bunca mücadeleye rağmen en çok içki tüketimi sanayileşmiş ülkelerde görülmektedir.Bu sonuçtan şu anlaşılabilir:İnsanları uyuşturucudan,alkolden vazgeçirmek sadece eğitimle mümkün değildir.Onların ruh dünyalarını aydınlatan inançları kalplere nakşetmek en güzel çözüm yoludur.Milletimizi kullanımı-13 yaşına kadar düşen-içki tüketiminden vazgeçirmek ancak onun kesin haram olduğunu anlatmakla mümkündür.
Ne mutlu haramlardan sakınıp,helal daire de yaşaya bilenlere !     

            (1)Kuran;2/219
            (2)     ,,    ;5/90-91
            (3)İbn Kesir,Tefsirü’l-Azim 1/90.
            (4)Tac;3/144
            (5)Müslim;Eşribe:7
            

İLİM ÖĞRETME VE ÖĞRETMENİN FAZİLETİ


İLİM ÖĞRETME VE ÖĞRETMENİN FAZİLETİ

            Sevgili müminler!
            İnsanı yeryüzün halifesi “ , “Varlıkların en şereflisi olarak yaratıp,bu dünyadaki her şeyi onun emrine emade kılan Allah,onun maddi ve manevi olarak yükselmesi için de bazı emirler açıklamışlardır.Ve insanı yaratmamızdan ruhlarına hitaben “Ben sizin Rabbiniz (eğiticiniz)değilmiyim ?(Onlarda)Evet buna şahit olduk.”[1] Kabulleriyle,bedenen yaratılan,aklı ve kabiliyeti olan insanın eğitilmeye muhtaç olduğuna işaret olunmuştur.
            İnsanın ilk öğretmeni Allah’tır.Hz.Adem’i yarattıktan sonra,ilk olarak O’na (bütün kabiliyetlerini verdikten sonra)herşeyin ismini öğretmiştir.Hz.Adem, daha sonra meleklerle munazaraya tabi tutulmuş ve meleklere galip gelmiştir.[2]
            İnsanın ikinci öğretmeni , meleklerdir.Cebrail’in görevi,vahyi Allah’tan alıp onu peygamberlere öğretmektir.Aynı melek zaman zaman insan şekline girip,peygamberimize sorular sorup onların cevaplarını alıyordu.Aktif metodla peygamberleri eğitiyordu.Yine Cebrail miraçta Hz.peygamberin rehberliğini yapmışlardı.
            İnsanın üçüncü öğretmeni , peygamberleridir.Her peygambere, ya vahiy gelmiş veya diğer peygamberlerin şeriatı emredilmiştir.Gelen vahiyleri insanlara öğreten,bunun yanında örnek ahlakları ve yaşantılarıyla insanlara eğiticilik yapan yine peygamberlerdir.”Peygamberlerin sonuncusu Hz.Muhammed’e hitaben Allah şöyle buyuruyor:”Ey peygamber!Biz seni gerçekten bir şahit,bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik”[3] Hz.Peygamber de kendi diliyle bu konuyu şöyle açıklamaktadır:”Ben bir öğretmen olarak gönderildim.”[4]
            İnsanın dördüncü öğretmeni , anne-babası’dır.Ninnileriyle çocuğuna  hayır ve şer mesaj veren anne,çocuğunun şahsiyetinin oluşumunda en önemli bir görev yapmaktadır.İlk konuşmaya başlamasında,hareketlerinin düzenlenmesinde, yine anne,bir eğitimcidir.Kuran-ı Kerim’de bu husus yine şöyle açıklanmaktadır:”Rabbim !Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et.”[5]
            Değerli müminler !
            Öğretmen ve ilim adamları, bir milletin maddi ve manevi yükselmesininde en önemli unsurdur.Çok önemli şeyler anlaşılmadığı takdirde önemsiz olmaktadır.Dolayısıyla ilim nekadar önemliyse öğretmen de o kadar önemlidir. Hz peygamberin meslek edininiz dediği sınıflardan biri de öğretmenliktir.Sözkonusu hadisi şerifte şöyle buyurulmakadır:”Ya alim,ya talebe veya dinleyici ol.(Dördüncüsü olan) cahil olma helak olusun.”[6] Diğer taraftan var olduğu sürece hep öğreten peygamberimiz az-çok demeden öğretmenin önemini şöyle açıklamaktadır:”Benden bir ayet dahi olsa tebliğ ediniz.”[7] Öğrenilen bilginin niteliğini açıklamayan peygamberimiz yine şöyle buyurmaktadır:”İlim öğreniniz ve öğretiniz.Sizin en hayırlınız Kuran-ı öğrenen ve öğretenlerdir.”[8] Öğretmenin ve eğiticiliğin peygamber tavsiyesi olduğunu bildiren Ebu Zer (r.a)’da bu güzel mesleği şöyle açıklamaktadırlar:”Peygamberimiz bize,iyiliği emretmeyi,kötülükten sakındırmayı,insanlara sünneti seniyyenin öğretilmesini tavsiye buyurdu.”[9]
            Peygamberler mesleği olan öğretmenlik,anne-babayla manevi yönden eş değer tutulmuştur.Çünkü anne-baba insanları dünyaya getirirken öğretmen çocukları dünya ve ahiret hayatına hazırlamaktadır.
            Öğretmenlik,insanın fani varlığını ebedileştiren bir meslektir.Onun yetiştirdiği talebeler daima kendisinin hayırla yadedilmesine vesile olacaktır.Hz.Peygamber bu konuyla ilgili şöyle buyurmaktadır:”Kişi öldüğünde amel defteri kapanır.Kapanmayan sınıflardan biri de,ömrünü ilmi eserler veren ve talebe yetiştirenlerdir.”[10]
            Sevgili müminler!
            Dinimize göre öğretmen saygı duymamız gereken en önemli insandır.İslam alimleri hocalarının önünde yürümemişler,kendilerine sonsuz saygı göstermişlerdir.Öğretmene karşı laubalilikten uzak durmuşlardır.Hz Ali (r.a) öğretmenin önemini negüzel anlatmışlardır.”Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.”
            Sözlerimi insanlara ilim öğretmenin nekadar güzel bir iş olduğunu anlatan hadisle bitiriyorum:”Her kim bir doğruluğa çağırırsa,bu çağrıya uyup onun ardından gidenlerin sevabı kadar sevap da onun lehine olacaktır.Kendisine verilen bu sevap,ötekilerin sevabından hiçbir şey eksiltmez.”[11]
           
            Nemutlu! Öğretmene sadece bir günde değil herzaman değer verebilenlere!


[1] Kuran;Araf:7/172
[2] Kuran;Bakara:2/30
[3] Kuran;Ahzab,33/45-46
[4] İbn Mace,Mukaddeme:17
[5] Kuran;İsra:17/24
[6] Darimi,Mukaddeme:25
[7] Darimi,Mukaddeme:46
[8] Darimi,Mukaddeme:23
[9] Darimi,Mukaddeme:47
[10] Ebu Davud,Vesaya:14
[11] Müslim,İlim:16

HZ.PEYGAMBERİN HAYATINDAN KESİTLER


HZ.PEYGAMBERİN HAYATINDAN KESİTLER

            Sevgili müminler !
            Müslümanlar için yegane örnek olan hz.Muhammed (a.s)’ı değişik sınıfların bakış açısıyla incelemeye çalışacağız.
            Allah’ın Rasulü bir kumandan olarak askerlerinin önünde bilfiil savaşmış,23 yıllık peygamberlik hayatında küçüğü-büyüğüyle 27 savaşa iştirak etmiştir.
            Bilindiği gibi islam tarihinde ilk savaş Bedir savaşıdır.O,bedir günü büyük bir azim ve kararlılıkla askerini çarpışmaya hazırlamış,her türlü tedbire başvurup daha sonra da Allah’a dua etmişlerdir.O’nun hayatında tevekkül analyışı önce sebeplere tevessül,sonrada Allah’a yalvarıştan ibarettir.Düşmanın su kuyularını tahrip edip,biricik arkadaşlarını saf düzenine koyup,sonrada çadırına çekilip Allah’a dua etmişlerdir.Rabb’inin emirlerine harfiyyen uyan Rasulü’ne,böylece Allah zaferler ihsan etmiştir.
            İslamın ikinci savaşı da Uhud’dur.Uhud savaşına arkadaşlarıyla yapılan iştişare sonucu katılan peygamberimiz,stratejik yerlere önce askerlerini yerleştirmiş,onlara sıkı tenbihatlarda bulunmuş,sonra da düşmanla savaş başlamıştır.Okcuların görevi ihmalleri sonucu oluşan bazgunda asla metanetini kaybetmemiş,zor anlarda bile morelleri yüksek tutabilmiştir.Arkadaşlarının-hatalarına rağmen-duayla emrolunan peygamberimiz,yumuşak davranmış ve onları onura etmiştir.[1] Kendisinin dişi kırılmış ,yüzü kanamış,büyük sıkıntı çekmesine  rağmen beddua ediniz taleplerine “Ben lanetçi değil , rahmet olarak gönderildim. [2]buyurmuşlardır.
       Olağanüstü dönemlerde daima arkadaşlarının önünde olan , bunun gereği olarak,Hendek’te kazmayla hendek kazan ,taşkıran, Tebük’te açlıktan karnına taş bağlayıp ordusunun önünde olan ,Mekke fethinde kan dökülmeden “mübarek şehre “ giren Hz Muhammed(as)’dan başkası değildir.
         Peygamberimiz iyi bir  idareciydi. Asabiyet duygusunun oldukça duyarlı olduğu arap kavimleri içinde ,yeni müslüman olan bu insanları ümmet potası içinde eriten ,onların arasında eşitliği sağlayan  oydu. “Müminler birbirlerinin kardeşidir.  ”[3] ayeti kerimesi gereğince Mekkeliyi,Medineliyi Evs’i Hazreci kardeşlik hamuruyla yoğuran , birliği sağlayan  yine peygamberimizdi. Halkın içinde onların hizmetinde , dertleriyle,dertlenen,sevinçleriyle sevinen ,”onlara çok düşkün”olan yine peygamberimizdi.
            O bir ticaret adamıydı.İktisatta emek sermaye ortaklığını Hz.Hatice’yle gerçekleştiren,O’nun sermayesini kendi emeğiyle birleştirip ticaret yapıyordu. Hilenin,sözünde durmamanın, kötülüklerin, hiç biri O’nun ticaret anlayışında yoktu.O, daima güvenilir,”yumuşak kalpli”,vefakar ve dürüst bir ortaktı. Çarşıda-pazarda gezdiği esnada, zahire çuvalının altıyla üstünün farklı olduğunu görünce olayın yanlışlığını şöyle ifade ediyordu:”Bizi aldatanlar,bizim yaşamımız üzere değilidir.”[4]
            O çok sevdiği Rabb’ine hakkıyla kul olmaya çalışanlardandı.Kuran O ve ümmeti için “Ey Muhammed ! Kitaptan sana vahyolunanı oku.Namaz kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor.Allah’ı anmak ne büyük şeydir !Allah yaptıklarınızı bilir.[5] Buyuruyordu.Bu ilahi emir gereğince,günahsız olmasına rağmen çok istiğfar eder.Rabb’ini anar ve ibadetlerini çok fazlasıyla yapardı.O en büyük ruh ve huzurunu “gözümün nuru”dediği namazda bulurdu. Hz.Aişe (r.a) şöyle anlatıyor:”Hz.Peygamber, bazı geceler ayakları şişinceye kadar namazda kıyamda dururdu.Ya Rasulullah ! Niçin böyle yapıyorsunuz ?
halbuki Allah sizin geçmiş ve gelecekteki günahlarınızı affetmiştir.”dedim.O cevaben:”Şükreden bir kul olmak istemezmiyim.”[6] buyurdu.
            Cennetle müjdelenmesine rağmen,gecesiyle gündüzüyle Rabb’iyle  bütünleşen peygamberimiz özellikle mübarek geceleri ihyaya çalışırdı.Berat gecesinde yanında göremediği peygamberimizi araştıran Hz.Aişe (r.a), O’nu Baki kabristanında buldu.Başını gökyüzüne kaldıran peygamberimiz bütün benliğiyle Allah’a dua ediliyordu.[7]
            O bir gönül adamı ve sevgi abidesiydi.Tarihte canlı cansız herşeyin haklarıyla ilgilenen,onlara layık oldukları değeri veren peygamberimizin dışında bir şahsiyete rastlamak mümkün değildir.Uhud’da yenilgiden dolayı coğrafyanın da rencide olmaması için “Uhud bizi sever biz Uhud’u severiz.”[8] diyerek dağların dahi gönlünü alıyordu.
            Hayvanlara karşı şefkatli ve merhametliydi.Onların aç-susuz bırakılmasına haddinden fazla çalıştırılmasına musade etmiyordu.Boğazlanmak üzere götürülen hayvanlara eza ve cefa edilmemesi gerektiğini ima ederek şöyle diyordu:O’nu defalarca mı öldürmek istiyorsan ?”[9] Çok zayıf bırakılan ve bunun sonucu zayıf kalan devenin sahibini çağırarak ona iyi bakmasını ve zulmetmemesini istiyordu.O, bütün bu hasletleriyle,günümüz insanın çok özlemini çektiği sevgi ve şefkat kahramanı olarak tarihe geçiriyordu.
            Sevgili kardeşlerim !
            Hz.peygamber her sınıf insan için yegane örnektir.Allah’ın mübarek buyruğunda da belirttiği gibi;”Ey İnananlar ! Andolsun ki;sizin,Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın rasulü en güzel örnektir.”[10]

            Nemutlu O’nu örnek alabilenlere !


[1] Kuran;Ali İmran, 3/159
[2] Tac;5/37
[3] Kuran; Hucurat,49/10
[4] Tirmizi;Kizb:30
[5] Kuran;Ankebut,29/45
[6] Buhari;Şükür:17
[7] Tirmizi;Savm:39
[8] Buhari;Meğazi:24
[9] Müstedrek;4/231
[10] Kuran;Ahzap,33/21

İBADETLERİN ÖZÜ DUA


İBADETLERİN ÖZÜ DUA

            Sevgili Kardeşlerim !
            İnsanoğlu biyolojik yapısı itibariyle zavallı bir varlıktır.Öyleki,bazan bir mikrobun,bazan bir ihmalin veya bir kazanın kurbanı olabilmekte hayatı sona ermektedir.Böylesine aciz bir varlığın şüphesiz ki sığınabileceği bir kuvvete ihtiyacı vardır.Genel kanundur ki,zayıflar devamlı güçlülerin himayesi altındadır.
                İnsanın psikolojik ve maddi sıkıntılara karşı sığınağı Allah’tır.Bilinen bir gerçektir ki,”fani olan insan diğer fani varlıklardan gerçek yardımı göremez.Dua eden insan bilir ki;Allah onun sesini dinler.Derdine derman olup ona merhamet eder.O’nun kudret eli herşeye yetişir.Bu dünyada kendisi yalnız değildir.İhsanı ve ikramı sonsuz olan Allah kendisini rızıklandırır.İnsanın sonsuz ihtiyaclarını,yalnız O karşılayabilir.Düşmanlarının şerrinden yalnız Allah kendisini koruyabilir.”(1)Böyle bir düşünceye sahip olan insan,mutluluk ve sevinç duyup,dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atarak Allah’a hamd eder.
            Dua müminin herzaman başvurduğu bir çaredir.Allah’a inanmayan kafirler dahi sıkıntıya düştükleri anda duaya sarılırlar.Allah insanın ruhundaki bu sığınma duygusunu şöyle açıklar:”Onları dağlar gibi dalgalar kuşattığında,dini tamamen Allah’a has kılarak samimiyetle Allah’a yalvarırlar.Allah onları karaya çıkararak kurtardığında içlerinden bir kısmı ortayolu tutarlar.Bizim ayetlerimizi ancak nankörler inkar ederler.”(2)Yaşantısının her safhasında duaya sarı- lıp ilahi rahmete iltica etmek ise,mümini diğer insanlardan ayıran en belirgin özelliklerdendir.
            Dua, kulun Allah’a bağlılığının O’na kul olduğunun sözle ifadesidir.Dua, kulu Allah’ın huzurunda dize getiren bir yalvarmadır.Dua, bütün peygamberlerin,velilerinin,dillerinden düşmeyen bir ilticadır.
            Muhterem Müslümanlar !
            Bu kadar önemli olan duayı mümin hayatının her safhasına yaymıştır.Günde beş vakit namazda”Rabbimiz !bize doğru yolu göster.”(3)Namaz sonunda huşu ile Allah’a açılan eller aynı arzuları dile getirir.Yatarken,kalkarken,ihtiyacını giderirken,herhangi bir işe başlarken devamlı dua eilir.Şüphesiz ki bu alışkanlığın kaynağı,hz.peygamberin sünnetidir.Hz.peygamber hayatının her safhasında Allah’a dua etmiş ümmetine de şöyle buyurmuştur:”Allah kendisinden istekte bulunulmasından hoşlanır.”(4)Kuran-ı Kerimde de duanın nekadar Allah katında önem arzettiği şöyle açıklanır:”De ki;duanız olmasa, Rabbim size niçin önem versin.”(5)
            Dua müminlerin Allah’la sürekli bağlantı kurma halidir.Mümin kimsesiz kalsada bir kimsesi olduğuna duayla O’na ulaşacağına inanır.Müminlerin bu halini Rabbimiz şöyle anlatırlar:”Kullarım sana,beni sorduğunda (onlara söyle):
Ben çok yakınım.Bana dua ettiklerinde dua edenin dileğine karşılık veririm.O halde (kullarımda)benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki,doğru yolu bulalar.”(6)
            Değerli Müminler !
            Dua ,her vakit yapılır.Ancak bazı anlar vardır ki;o vakit yapılan dualar geri çevrilmez.Bu vakitler arasında seher vakti,cuma günlerinin belirli bir anı(özellikle ezanla kaamet arası),kandil geceleri,bilhassa beraat ve kadir geceleri,bayram geceleri belirli zaman dilimleridir.
            Dua ederken seçilen kelimeler özenle seçilmeli,özellikle ayetler ve hadislerdeki dualar tekrar edilmelidir.İnsana herşeyi öğreten Allah olduğuna göre ona duada ilham kaynağı da elbetteki Allah’dır.Öyleyse sözlerimizi örnek dua ayet ve hadisleriyle bitirelim:”Ey Rabbimiz !Bize dünya da ahirette de iyilik ver.
            Bizi cehennem azabından koru.”,”Ey bizim Rabbimiz !Bize güçümüzün yetmediği işleri yükleme.Bizi affet.Bizi bağışla.Bize acı.Sen bizim mevlamızsın.Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.”,”Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme.Bize tarafından rahmet bağışla.Lütfu en bol olan sensin.”,”Rabbimiz !İndirdiğine inandık ve peygambere uyduk.Şimdi bizi şahitlerden yaz.”,”Rabbim! bizi bağışla ve merhamet et.Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”(7)
            Ey Allahım !Tembellikten,aşırı ihtiyarlıktan,günah işlemekten,kabir fitnesinden ve azabından,cehennem azabından,zenginlik ve fakirliğin fitnesinden sana sığınırım.(8)
           
            (1)Nursi,said;Mektubat,sh,229,277-280.İstanbul 1979.
            (2)Kuran,31/32
            (3)     ,,    ,1/6
            (4)İbn Mace,Dua:1
            (5)Kuran,25/77
            (6)     ,,    ,2/185
            (7)     ,,    ,2/201,2/286,3/8,3/53,23/118
            (8)Müslim,Zikir:49,Ebu Davut,Salat:149

HZ. PEYGAMBERİN AHLAKI


            
HZ PEYGAMBERİN AHLAKI

            Ahlakın ve güzelliklerin kaynağı peygamberimiz (a.s)dir.Onun hayatının her safhasında ahlakın güzellikleri zirveleşmiştir.Onunla yaşayanlar ayrılamamış,O’nun çeşmesinden su içenler doyamamış,O’nun sohbetinde bulunanlar mestolmuş,O bulunduğu her konumda herkesin sevgilisi olmuştur.
           
O’nun güler yüzlülüğü,tevazuu,merhameti,sabrı,affı,sevgi ve musamahası çevresine rahmet sağanakları halinde dökülürdü.
           
Peygamberimiz hayatında bir defa kalp kırıcı bir davranışın sahibi olmamıştır.Kalbi kırık olanların,gönlünü yapar onların dertlerini dinlerdi.Daima tatlı sözler söyler,herkese karşı güler yüz gösterirdi.O’nun güler yüzünü anlatan Abdullah b. Haris şöyle der:”Ben Rasullah’tan daha çok tebessüm eden bir kişi görmedim.”[1]O’nun nurlu yüzünü görenler O’na hayran kalırlardı.
           
Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde,Tevratta O’nun hakkındaki bilgilere sahip olan yahudiler vardı.Bunların alimlerinden Abdullah b. selam Rasullah’ın nursaçan simasını gördüğünde “Bu yüz,yalancı yüzü değildir.”diyerek müslüman olmuştu.
           
Peygamberimiz hz İbrahim (a.s)’ın soyundan gelmektedir.Kuran hz İbrahimi anlatırken “Muhakkak ki İbrahim,yumuşak huylu,içli ve kendini Allah’a vermiş biri idi.”[2]buyurur.Hz İbrahim,seviyeler üstü seviyede yumuşak huylu bir insandı.Öyle ki,kendini ateşe atanların başına,bir bela gelir diye,tir tir titriyordu.Tıpkı Ona benzediğini ifade eden[3] torunu hz Muhammed yumuşak huylulukla zirveleşmişti.Düşmanlarını yerle bir ettiği ve bütün imkanları elinde topladığı devrede dahi mürüvvetten kıl payı ayrılamadı.O suçluları cezalandırmış olsaydı O’na karşı gelecek kim olabilirdi.Şecaat sahibi sahabilerin her biri O’nun gözünün içine bakıyor ve O’nu üzen bir olay karşısında aslanlar gibi kükreyerek baş olmak için müsade bekliyordu.O ise her vesileyle sukureti ve metaveti tavsiye ediyordu.
           
Bir defasında mal taksimatı yapılırken,Zü’l-Huveysira adında birisi ortaya atılarak “Ya Muhammed adaletli ol.”diyerek sitem etti.Bu durum karşısında sinirleri gerilen ashabı teskin eden peygamberimiz aynı adama dönerek şöyle diyordu:”Eğer ben adil olmassam kim adil olabilir.”[4]
           
Peygamberimiz geleceğin harici zihniyetli insanlarıyla fazlaca muhatap olmamış bu tür cehalet örneklerine karşı Kuran’ın şu emrine uymuşlardır:”Sen cahillerden yüz çevir.”[5] Yani onlara takılıp kalma.Olayı büyütme.Onların seviyesine düşme.Bu tür insanların varlığından dolayı da üzülme.Hak bildiğin yolda yürümeye devam et.
           
Hayber fethi esnasında bir kadın koyunu kızartarak içine birazda zehir koymuştu.Sofrada etten yiyen sahabi hemen ölürken,hz peygamber kendisine verilen haberle sofradan koyunu kaldırtıp kadını huzura çağırtmıştı.Kadın kendisini öldürmek için böyle bir yola başvurduğunu itiraf etmişti.Sahabiler,kadının derhal öldürülmesini isterken,O kadını affediyordu.Böylece canına kastedenlere şefkatini gösteren bir kahraman olarak O tarihe geçiyordu.[6]

O her vesileyle affetmeyi şiar edinmişti.Kuran O’na “Onları affet.”[7] buyuruyordu.Hayatında bir an dahi olsa nefsi için intikam almamıştı.Cezaları uygularken toplumun menfaatini ön plana çıkarıyor had cezalarını uyguluyordu.Hz.Aişe validemiz:”Peygamber kendi nefsi için asla intikam almamıştır.”[8]diyordu.
           
Mekkeli müşriklerin peygamberimiz ve ashabına yaptıkları tarihin en sadist uygulamalarıdır.Bütün bu kötü uygulamalara rağmen O Mekke fethi esnasında bütün düşmanlarını affetmişti.
           
Sevgili Müminler !
           
Peygamberimiz hakkında ciltler ve kitaplar yazılmış ve O’nun örnek ahlakı tasvir edilmeye çalışılmıştır.Aşıklar mısralarında iniltilerini,hasretlerini yazmış ve bu hasret ifadeleri çağlar boyu müslümanların meclisinin baş konusu olmuştur.Bunlardan biri olan şair Nabi:”Ey bad-ı seba yolun uğrarsa semti haremeyne selamını arzeyle Rasulüs’-Sakaleyne.”diyerek rüzgarlarla O’na selam göndermişlerdir.
           
Her müslüman O’nun güzel ahlakını kendine örnek almalı ve O’nun sevgisini çocuklarımıza öğretmeliyiz.Her işimizde O’nun hayatından kesitler bizi süslemeli .Her sıkıntımızda O’nun reçeteleri bize çözüm yolu olmalıdır.Sözlerimi bir ayet mealiyle bitiriyorum:
           
“Andolsun ki siz ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için en güzel örnekler Rasulullah’tadır.”
           
Ne mutlu O’nun güzel ahlakıyla ahlaklana bilenlere !


[1] Miskatü’l-mesabih,h.no 5829

[2] Kuran,11/75

[3] Buhari,Edep,24,48

[4]Müslim,Zekat,142,Buhari,Merakıb,25


[5] Kuran,7/199
[6] Buhari,Hibe,28

[7]Kuran,3/159

[8] Tac,5/18