Aralık 13, 2011

İSLAMIN KADINA KAZANDIRDIKLARI


İSLAMIN  KADINA  KAZANDIRDIKLARI

            Değerli müminler !
            Kainattaki bütün varlıklar karşıt  cins olarak yaratılmıştır.Nekadar varlık varsa, mutlaka onun bir karşıt cinsi vardır.Sistemlerin bütün çalışmalarında artı ve eksi dengeler önemli fonksiyonlara sahiptir.Hayatın devam edebilmesi için,mutlaka karşıt cins dengelerinin olması gerekmektedir.Tek boyutlu bir dünyada, gerçek manada huzurlu bir yaşamdan  bahsedebilmek mümkün değildir.
            İnsanların demografik yapısı,kadın erkek dengeleriyle eşitlenmiştir.Tarih boyunca cinsiyetler arasında dengesiz bir orantı, yok denecek kadar azdır.
            Toplumun yarısını teşkil eden kadınlar,islamın gelişiyle beraber kendi varlıkların şurunda olup,insan olduklarını anlayabilmişlerdir.Diğer bir ifadeyle islamla beraber şahsiyet kazanabilmiştir.İslamdan önce insan olup olmadığı tartışılan kadın,islamla beraber  erkeklerle eşit hukuka sahip olmuştur.Batıda ve onun kültüründe,kadın insan mıdır değilmidir?Kadının ruhu var mıdır?tarzındaki tartışmalar yakın tarihe kadar süregelmişken, islam dini çağlar öncesinde şöyle buyuruyordu:”Erkek veya kadın,mümin olarak kim yararlı işler yaparsa,işte onlar cennete girerler.Kendilerine asla  zulmedilmez.1
            Kadın, erkeğin eşi,yuvanın ğüneşidir.Kadın, önemli bir ölçek olup,milletlerin geçmiş ve geleceği onunla takdir olunabilir.Kadın, aile yuvasının temel direğidir.Kadın, erkeği yuvaya bağlayan önemli bir bağdır.Kadın, ailenin çekirdeği,dolayısıyla toplumun temel dinamiğidir.Kadın, eve düzen ve intizam verendir.Böylesine önemli olan kadına islamın değer vermediğini sananlar hakkında bir avrupalı şöyle demektedir.”Var olan hükümleriyle islam,eski ama hukukuyla yeni medeni kanunlarımızın çoğundan daha insanidir.Çünkü bizim kanunlarımızda kadınla beraber ihtiyarlık çağına gelmiş ebeveyn genellikle ihmal edilir.2
            Bir zamanlar kadınlarla aynı mabette toplanmayı kabul etmeyen,mukaddeş kitaplara dokundurulmayan,kadının dini olamayacağını söyleyen hiristiyanlık kültürüne,islam şöyle cevap vermektedir.”Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdırlar.İyiliği emreder kötülükten alıkorlar.Namazlarını kılarlar,zekatlarını verirler.Allah’a ve peygamberine itaat ederler.İşte Allah bunlara rahmet edecektir.Allah şüphesiz güçlüdür hakimdir.3
            Değerli müminler!
            İslam öncesinde erkeklerin şehvet aracı olan kadın,bütün eski medeniyetlerce ayni felsefeyle algılana gelmiştir.İslamla beraber şeref bulan kadın, şu hakları elde etmiştir.
            İslam kadınlara iyi davranmayı emretmiştir.Hz peygamber Veda Hutbesinde”Sizler kadınlarıAllah’ın emaneti olarak aldınız.Onlara iyi davranınız.Sizin en hayırlınız onlara en iyi  davranandır.”buyurmaktadırlar.
            İslama göre kadın mülk edine bileceği gibi, mülkünde tasarruf etme hakkına da sahiptir.Mirastan hak sahibi olacağı gibi onun tasarrufuna da sahiptir.Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurulur;”Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara hisse vardır.Bunlar az veya çok belirli bir hissedir.”4
            İslama göre kadın,müfti,mustashib,hakim olabileceği gibi,geniş hukuk davalarına da bakabilir.Dört mezhep alimleri kadının müfti olabileceğini bildirip ona geniş yetkiler tanımışlardır.Ayrıca kadın,savaşlarda subay ve diğer görevlerde bulunabilir.5Tarihi uygulamalar bunun en güzel isbatıdır.
            İslama göre kadın,rızası olmadan evlendirilemez.Kadın nikah esnasında isterse boşanma yetkisinin bir kısmını elinde bulundurabilir.Eğer erkek eşler arasında adaleti sağlayamassa,birden fazla kadınla evlenmesi mümkün değildir.
            İslama göre kadın,erkekle beraber aileyi tamamlayan bir unsurdur.6Kuran’da Allah şöyle buyururlar:”Onlar sizin örtüleriniz.Siz de onla
rın  örtülerisiniz.”7
            İslama göre kadın,ailenin ve eşin huzur kaynağıdır.Allah’ın eşler arasına koyduğu sevgi bağı sayesinde, aile varlığını devam ettirmekte ve huzur kadının sı
cak şefkatinde gerçekleşmektedir.Bu gerçek şöyle anlatılır:”İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp,aranızda sevgi ve rahmeti var et
mesi,O’nun varlığının belgelerindendir.”8
            Sevgili müminler!
            İslam kadını on  beş asır önce taçlandırırken günümüzde bize tepeden bakan batıda kadın yakın zamana kadar ikinci sınıf insandı.Örneğin kadının ma
lı ve emeği üzerindeki tasarruf hakkı,ancak 1907’de gerçekleşmiştir.İslamın kadına verdiği değeri ve batı kadının durumunu bir batılı yazar şöyle ifade etmektedir:”Bugün İngiltere’de kadına tanınan bir çok hak,islam tarafından 1400 sene önce kadına verilmiştir.”9Ailede bizim bir parçamız olan eşlerimize iyi
davranalım.Dünyadaki beraberliğimizin,sonsuz hayatta da devam edeceğini bilelim.Kabalık ve kötü sözlerin bize yakışmadığını unutmayalım.Birbirimizin iyi huylarını taklit ederek,her geçen gün olgunlaşmaya çalışalım.Kötü alışkanlıklarımızı güzellikle düzeltelim.         
         
 Ne mutlu sevgiyi ve huzuru kendine ilke edme bilenlere!


1 Kuran,Nisa,4/124
2 Gürkan ,Ahmet,İslam Kültürünün Garbı Medenileştirmesi,s-109,İst,2000
3 Kuran,Tevbe,9/71
4 Kuran Nisa,4/7
5 Darül-hikmeti islamiye,Kitabü’l- İfta s.8 İstanbul,1338
6 Kuran;Nisa,4/3
7 Kuran,Bakara,2/187
8 Kuran,Rum,30/21
9 Gürkan Ahmet,a.g.eS.115

İSLAMDA TEMİZLİK


İSLAMDA TEMİZLİK

            İslam dini sağlığın büyük bir nimet olduğunu bildirerek müminlere yüklediği görevlerle,sıhhat veren bütün tedbirleri günlük program içine almıştır.
            Esmaü’l-hüsnanın (Allah’ın isimlerinin)ikisi tahir ve mütahhirdir.Allah bu isimlerin tecellisi olarak bütün kainatta insan elinin değmediği her yerde temizlik kanununu uygulatmaktadır.Her gün denizlerde,karada ve harada milyonlarca varlık ölmesine rağmen,ne denizler kokuşmakta ne de kara parçaları kokuşan bir mezarlık haline gelmektedir.Uzaydan gelen zararlı her ışın ve cisim adeta dünyaya gelmeden süzülmekte, insanlara zararı asgariye indirilmektedir.İnsanın bedeninde hücreler kendi kendini temizlemekte,gayri iradi olarak her organ,kendi bakımını yapmaktadır.
            İslam dini temizliğe son derece önem verilmesini öğütlemektedir.Genel temizliğe o kadar önem verilmiştir ki,temizlik islama imanın bir gereği olarak şöyle takdim buyurulmuştur:”Temizlik imanın yarısıdır.”[1] Diğer yandan islamın ve müslümanın temizlikle özdeşleşdiğini ifade eden başka bir hadisi şerifte de “İslam temizlik üzerine kurulmuştur.”[2] buyurulur.
            Kuran-ı Kerim’de insanın ruhunu,ailesini,bedenini,kirleten kumar ve alkollü içecekler pislik olarak sunulduktan sonra,pisliğinde şeytan işi olduğu açıklanmaktadır.[3] Bunun aksi olarakta Allah’ın “Temizlenenleri sevdiği”[4] ifade edilip,peygamberimizin şahsında, bütün insanlara,”Elbiseni tertemiz tut.”[5] buyurulup mutlak temizlik emrolunmaktadır.Böylece ekonomik ve sosyal hayatı ne olursa olsun müminin tertemiz olması ilahi bir emir olarak sunlup,aynı zamanda ibadetin şartı olarak sayan,islam dışında ne bir din ne bir sistem dünyada görülmemiş ve görülmeyecektir de.
            Diğer varlıklarla beraber yaşayan,tarımda sanayi de sosyal hayatını sürdüren insan,hayatın bir zarureti olarak zaman zaman kirlenebilir.Kirliliğin asgari sınırlarını belirten dinimiz böylece insanın sosyal hayatına da işaret buyurmaktadır.Peygamberimiz de;”Gücünüz yettiği kadar temizliğe riayet ediniz.Allah islam dinini temizlik üzerine kurmuştur.Cennete de ancak temiz olanlar girecektir.”[6] buyurur.
            Sevgili müminler !
            Dinin temelini teşkil eden temizliğe mümin hayatının her safhasında muhtaçtır.Onun mutlu olması da buna bağlıdır.Aklı başında olan bir insan pislik içerisinde olunca hem kendisi rahatsız olacak,hem de başkalarını rahatsız edecektir.Günlerden bir gün darma dağınık halde pis görünen bir insana peygamberimiz:”Saçını sakalını temzileyecek bir şey bulamamış mı ?”buyurarak temizlenmesine işaret etmiştir.
            Koruyucu sağlık tedbirlerinin başında olan diş temizliği hakkında dinimiz titizlikle durmuş ve peygamberimiz  şöyle buyurmuşlardır:”Ümmetine ağır geleceği endişesi taşımasaydım her namazda (namaz abdestinde özel araçlarla) dişlerin temizlenmesini emrederdim.[7] Vucudun diğer temizlikleriyle ilgili olarak ta peygamberimiz şöyle buyururlar:”On şey fıtrattandır:(Peygamberlerin uyguladıkları ve ilahi emirlerin öğütlediği adetlerdendir.) Kasık ve koltuk altı temizliği.Sünnet olmak,tırnak kesmek,bıyıkları kısaltmak,mısvak (veya diş fırçası) kullanmak,burun temizlemek,sakalın bir tutamdan fazlasını almak,yemeklerden önce ve sonra ellerini yıkamak,küçük ve büyük abdestte gerekli temizlenmeyi yapmak.[8] Görüldüğü gibi müslümanın hayatının her safhasını kuşatan bu ilahi tavsiyelerle,hastalıklara karşı ön tedbir alınmakta ve vucudun korunması irdelenmektedir.
            Müminin kendi sıhhat ve sağlığı için bedeni temizliğe önem vermelerinin yanında,çevrelerini de temiz tutmaları dinimizin prensipleri arasındadır.Çarşının,pazarın umumi yerlerin temiz tutulmasını öğütleyen sevgili peygamberimiz,”Allah temizdir,temizi sever.İkram edicidir,ikram edilmesini sever.Cömerttir cömertliği sever.Evlerinizi,işyerlerinizi ve çevrenizi temiz tutunuz.yahudilere benzemeyiniz.”[9] buyururlar.
            Günümüzde temizlik çağdaş insanlığın ortak değeridir.Ancak insanlık bu merhaleye galinceye kadar bir çok badireler atlatmış ve yakın zamana kadar yıkanma nedir bilememiştir.Banyo anlayışını insanlığa on beş asır önce öğreten islam,çağlar üstü oluşunu böylece göstermiştir.Bütün bu gerçekler “İslam en yücedir.Ondan yüce daha yoktur” gerçeğinin ne güzel isbatıdır.

            Nemutlu bu güzellikleri bilip,ruhunu,bedenini,temizleye bilenlere !


[1] Müslim,Teharet:1
[2] Keşfü’l-Hafa,1/288
[3] Kuran,Maide,5/90
[4] Kuran,Bakara2/222
[5] Kuran,Müddesir,74/4
[6] Camiü’s-Sağır,1/133
[7] İbn Mace,Taharet:7
[8] Müslim,Zevaid:200
[9] Tac,5/162

İSLAMDA İNANÇ HÜRRİYETİ


İSLAMDA İNANÇ HÜRRİYETİ

            Dünyada tek bir ırk siyasi ve inancın var olduğu hiç bir devlet yoktur.Bu sebeple islam hukuku,kanuni sınırlar içinde kalmak, asayiş ve emniyete zarar vermemek şartıyla  “Hiç kimse vicdanı ve kalbiyle kabul ettiği bir fikirden dolayı sorumlu olmaz”esasını kabul etmektedir.[1]Konusu hak ve insanlık olmak şartıyla hür düşünmek hak olmanın yanında  aynı zamanda bir görevdir.Her ferdin hiçbir şeyden çekinmeksizin,zulme ve haksızlığa karşı çıkması gerekmektedir.Devletin ve kamunun yararlarını zedelememek şartıyla,her çeşit meşru ve doğru malumatın yayınlanması gerekmektedir.Bazı istisnai hükümlerin dışında gayri müslimlerin can,mal,namus ve şerefleri,müslümanlarınki gibi dokunulmazdır.Bunun en güzel örnekleri, İstanbul’daki kiliseler,havralar ve diğer kalıntılarda görülebilmektedir.
            İslam dini “Rabbimiz Allah’tır.”dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılan müslümanları,inanç hürriyetini elde edene kadar savaşmaya teşvik eder.Zira inancından dolayı işkenceye uğramak,islama göre insanın maruz kalacağı en büyük zulümdur.Hz.Peygamberin yaptığı savaşların gayesi inanç hürriyetini korumak,insanları zorla dinlerinden çevirmeye çalışanlara fırsat vermemekti.Eğer böyle olmasaydı yani “Allah bazı insanların kötülüğünü bazı insanlarla önlemeseydi muhakkak ki,manastırlar,kiliseler,havralar ve içinde Allah’ın adı çok anılan mescitler yıkılır giderdi.”[2] 
            İslam dini ,din adına vicdanlara tehakküm edilmesine izin vermemiştir.Bu münasebetle,hiçbir insan diğerinin imanı üzerinde nüfuz yürütmek selahiyetine sahip değildir.İslamda ruhban sınıfının olmayışı bunun en güzel göstergesidir. Oysaki papazlar,tarih boyunca din adına insanların üzerinde tehakküm kurmuş, çağlar boyu insanları inim inim inletmişlerdi.Engizisizyon mahkemelerinde din adına cinayetler işleniyordu.Bugün bile devam eden günah çıkarma adeti,vicdanlar üzerinde yapılan baskının tipik bir numunesidir.”Dünya dönüyor.”dediği için öldürülen Galile,kilisenin kurbanlarından biridir.
            Hristiyanlığı ve diğer dinleri iyi bilen yazar Mişoud inanç hürriyeti hakkında şöyleder:”Hristiyan milletler adına esef ederim ki,bunlar,din musamahasını müslümanlardan öğrenmeye muhtaçtırlar.Kuran,kuvvetle değil ikna yoluyla kabullenilmiş ve süratle yayılmıştır.Müslümanlar mağlup ettikleri milletleri kendi dinlerini muhafazada daima serbest bırakmışlardır.Hristiyanlar bölük bölük müslümanlığı kabul etmişlerse bunun sebebini,müslüman fatihlerin gösterdikleri büyük anlayış ve adalette aramak lazımdır.[3]
            İslam dini din adına insanlara zulm etmeyi ve ayrıcalıklı görünmeyi asla kabul etmemektedir.”Alemlere rahmet olarak gönderilen”Hz.peygamberin şahsında şöyle buyurulur:”De ki:Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim.Ancak bana ilahınızın bir olduğu vahyolunmaktadır.”[4] Diğer yandan zorlamanın baskının olamayacağı şöyle açıklanmaktadır:”Dinde zorlama yoktur.Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.O halde kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır.”[5] Başkalarının inançlarıyla alay etmek,inanç hüriyetine ,ibadet serbestisine karşı çıkmak caiz değildir.Bu konuda fatih devrinde gerçekleşen bir olay,müslümanların inançlara saygısının en güzel örneğinin göstergesidir.
            Macarlarla,türkler arasında sıkışıp kalan sırplar,Fatih’in”Eğer bizim hakimiyetimizi kabul ederseniz,her caminin yanında birde kilise inşa edeceğim” garantisiyle aynı din mensubu macarlar yerine türkleri tercih etmişlerdir.
            Diğer taraftan İstanbul’un fethiyle beraber kilise ve diğer mabetlere dokunulmayışı islam hukukunun engin müsamahasının bir tezahürüdür.Savaş yoluyla alınan şehirlerdeki mabetler,istenildiği takdirde yıkılabilecekken,barış yolu tercih edilmiş ve mabedler varlığını koruyabilmişlerdir.Bütün bu tatbikatlar islamın inanç hürriyetine verdiği değerin en güzel göstergeleridir.[6]
            Müslümanların inanç ve ibadet hürriyeti hususunda böyle olmalarına karşın,hristiyanlar ve diğer din mensupları aynı müsamahayı göstermemişlerdir.
Eski endülüste artık binlerce cami yoktur.Müslüman ülkelerde çanlar hür çalarken,ezanlar batı ülkelerinde aynı hürriyet içinde okunmamaktadır.İnsanlar demokratik bir çok ülkede inancından dolayı hala kınanmakta hür olarak kimliklerini yaşayamamaktadırlar.Bu durum Hz.Ömer’in şü sözünün ne kadar da isabetli olduğunu göstermektedir.”Analarından hür doğan insanları köleleştirmeyiniz.”
            Sevgili kardeşlerim !
            Üç günlük dünyada hem cinslerimize kırıcı uygulamalarda bulunmayalım.Herkesin inancına,görüşüne, kabullensekte kabullenmesekte saygı duyalım.”Eğer Allah dileseydi hepimizi aynı görüşte yaratabilirdi.”fakat farklı farklı yaratması yine O’nun yüceliğinin ve eşsizliğinin ifadesidir.Yaratılış kanunları böyle olunca,akarsuların tersine kürek çekmek,insanlık ve sosyolojik kanunlarla çatışmak demektir.Yanlış çatışmada kısa süreli başarılar elde olunsada,uzun vadede hep doğrular haklı çıkmış ve zafere ulaşmışlardır.
           
            Ne mutlu insana insanca muamele edebilenlere !       


[1] Ahmet Akgündüz;Belgeler,1,s.16.İzmir,1989
[2] Kuran,Hac,22/39-40
[3] Yaşar Kandemir;İslam Ahlakı,s.103.İst.1982
[4] Kuran,Kehf,18/110
[5] Kuran,Bakara,2/256
[6] Ahmet Akgündüz;Belgeler;2,s.9,İzmir,1990.

İSLAMDA IRKÇILIK


İSLAMDA IRKÇILIK

            Dünyada tek tip ırk ve insana sahip olan hiç bir devlet ve tolum yoktur. Aynı görüşü paylaşan,aynı dili konuşan,aynı inanca sahip olan toplumlar yeryüzünde hiç olmamıştır.Belirli yapı ve etnik kökenin üstünlüğünü savunup,diğerlerine zulmetme veya küçümseme ise,ırkçılık diye tanımlanıp insanlığın ve islamın şiddetle yasakladığı bir sosyal felakettir.
            Irkçılık yakın tarihe kadar insanların çokça sıkıntı çektiği bir çok insanın ölümüne,zulmedilmesine sebep olan kötü bir hastalıktır.İnsanlık günümüzde bununla mücadele etmekte,çeşitli sivil toplum kuruluşları,aynı doğrultu da çalışmaktadır.Birleşmiş Milletlerin 1948 yılında kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesin’in ana felsefesine de aykırı bir uygulamadır.
            İslam,insanlığın bütün sıkıntılarına çözüm bulan,sıkıntılarını gideren “İnanç sistemidir.”Böylesine önemli bir kanuda da görüş belirtmiş ve tarihi süreç içerisinde insanları hangi ırktan olurlarsa olsunlar kaynaştırmıştır.Üstünlüğün insanın gen yapısında değil,yalnızca inanç ve ahlakında olduğunu bildirmiştir.Çeşitli dilleri konuşan,milletleri aynı safta sıralayarak,birbirlerine selamlayıp dua ettirmiştir.İnsanların kardeş olduğunu,kardeşin kardeşe neseben üstün olamayacağını açıklamış birbirlerine saygı ve sevgiyi öğütlemiştir.
            Etnik ayrılığın asla üstünlük olamayacağı,tanışma ve iş bölümü açısından olduğunu belirten Allah şöyle buyurur:”Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.Muhakkak ki Allah yanında en değerliniz O’ndan en çok korkanınızdır.”[1] Diğer taraftan etnik farklılığın Allah’ın varlığının delillerinden bir delil olduğu,asla övgü vesilesi olamayacağı da şöyle ifade olunmuştur:”…Allah’ın delillerinden biri de,lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır.”[2]
            Irk ve akrabalık anlayışı islama göre böyle tanımlanıp onları sevme ve haklarını koruma reddolunmamaktadır.Ancak kendi ırkını üstün,diğerlerine ikinci sınıf muamele veya ırkının ve yakınlarının yanlışlıklarına mutlak manada göz yumma tasvip olunmamaktadır.Biyolojik üstünlüğün olamayacağını bildiren Hz peygamber şöyle buyurmaktadır:”Hepiniz Adem’in çocuklarısınız.Adem ise topraktandır.”[3]
            Cahiliye devrinde araplar arasında yaşananlar;Emevilerin uygulamaları,II.Dünya Savaşı esnasında Hitlerin milyonlarca insanın ölümüne sebep olmaları ve ırkçılık taslamaları,insanlık dışı uygulamalardır.Rasulullah’ın döneminde yaşanan şu olay,bölücülüğün yanlışlığını ve insanı felakete sürükleyeceğini gösteren en güzel delildir.Bir gün Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki samimi havayı hazmedemeyen Kays bin Mutata isimli biri şöyle demişti:”Evs ve Hazrecliler islama hizmet ettiler diyelim.Ama şu siyah Bilal,şu Rum Şuhayb,şu Farslı Selman’a ne demeli ? Bunlar da kim oluyor.” Bu sözleriyle  ırkçılık yapan şahsın yakasına sarılan Muaz bin Cebel,Kays’ı Hz peygambere götürdü.Ve insanlar arasında ayrımcılık yaptığını söyledi.Olaya üzülen Hz peygamber şöyle buyurdular:
            “Ey insanlar !Rabbiniz yalnız bir olan Allah’tır.Babanız birdir.Dininiz yalnız bir dindir.Araplık ne ananızda ne de babanızdadır.O sadece dil farkından ibarettir.” Daha sonra ilgili şahıs hakkındaki hüküm sorulunca “Bırakın cehenneme kadar gitsin.”[4] diyerek ağır şekilde Kaysı kınadılar.
            Sevgili kardeşlerim !
            Ülkemizde yaşayan her bir ferde saygı duymalıyız.İnancı farklı olanlara da “Dinde zorlama yoktur.”[5] Allah’ın buyruğu gereğince saygıyla davranmalıyız.Etnik farklılığımızdan dolayı bizi parçalamaya çalışanlara “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılınız.Parçalanmayınız.”[6] ayeti kerimesiyle engel olmalıyız.Mümin müminin kardeşi olduğunu unutmamalıyız.Bu dusturlarla birbirlerini seven,güçlü toplum haline gelmeliyiz.
            Yaşadığı dönemlerde yılın büyük bir bölümünü ırk uğruna savaşlarla geçiren toplumun bağrından çıkan Hz peygamber’in sözleriyle hitabımı noktalıyorum:”Irkçılığa çağıran bizden değildir.Irkı uğruna savaşanlar bizden değildir.Irkı uğruna ölenler de bizden değildir.”[7]
            Nemutlu bütün insanları sevip herkesle kardeşçe geçine bilenlere ! Yazıklar olsun insanlara ırkından ve inancından dolayı zulmedenlere !


[1] Kuran,Hucurat,49/13
[2] Kuran,Rum,30/22
[3] Tac,5/60
[4] Ebu Davut,Edep:114
[5] Kuran,Bakara,2/256
[6] Kuran,Ali İmran,3/103
[7] Ebu Davut,Edep.113

İSLAMDA AİLE



İSLAMDA AİLE

            Muhterem müminler !
            Dünyada bütün varlıklar karşıt cins olrak yaratılmışlardır.Nerede bir canlı varsa,mutlaka karşıtı da vardır.Bu genel kural canlıların en küçüğünden en büyüğüne kadar heryerde gözlemlenmektedir.Kuran-ı Kerimde de Allah şöyle buyurmaktadır:”Ey insanlar !Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık…”[1]
            İlk insan Hz.Adem’in yaratılmasının hemen ardından Havva validemiz yaratılmış,ilahi emirle Hz.Adem’le Havva validemiz evlenmişlerdir.Daha sonra insanlık asırlardan beri aynı müesseseyi kurmuş ve yaşatagelmişlerdir.Diğer bir ifadeyle insanlığın tarihi kadar geçmişi olan aile,insanla  yaşıttır.
            Aile, insanların huzur yuvasıdır.Huzurlu dengeli insanlar ancak aile müessesesinden yetişebilmektedir.Toplumun problemli,huzursuz,insanları ise,genellikle ailesi parçalanmış,anne-baba arasında sıkıntılar olan çocuklardan oluşmaktadır.Bu durum ailenin önemini anlatan en önemli unsurdur.
            Aile toplumun temel çekirdeğini oluşturmaktadır.Aileleri sağlam olan milletlerin kendileri de sağlam,aileleri bozulan toplumlar ise yıkılmaya mahkumdur.Toplumu bir binaya benzetirsek,aileler o binanın taş ve tuğlaları konumundadır.Bu münasebetle nesillerin ilk terbiye ocağı olan aile yuvalarının sağlam esaslara bağlı olarak kurulması,herşeyden önce gelmektedir.
            İmalathaneler ürettikleri mamülün kalitesiyle ölçülür.Aile ocağının sağlamlığı da,yetiştirdiği çocukların maddi ve manevi eğitimlerinin dengeli ve sağlamlığıyla anlaşılabilir.Asaletin evlilik denkliğinde önemli bir yerinin olması,ailenin nedenli önemli olduğunun en güzel göstergesidir.
            “Yuvayı kuran dişi kuştur.”atasözünde de anlatıldığı gibi,ailede kadın çok önemli bir fonksiyona sahiptpr.Unutmamak gerekir ki,büyük zatların herbirini,asil ve dindar anneler doğurmuşlardır.Kadınlarla malı, asaleti,güzelliği ve dini için evlenileceğini belirten Hz.Peygamber,”Sen dindar olanını seç ki,mutlu olasın.”[2] buyurmuşlardır.Başka bir hadislerinde de,sadece güzellik ve zenginliğin zararları dile getirilmiş,her iki hususun da kadını şımartabileceğine işaret olunmuştur.Dindar olan, burnu kesik,kulağı delik,siyah tenli bir cariyenin,dindar olmayan hür bir kadından daha üstün olacağını bildirmişlerdir.[3]
            Dinimiz ailenin kuruluşunu teşvik ederken,onu meşru nikah şartına bağlamaktadır.Veda hutbesinde,”Kadınları Allah’a söz vererek aldınız.”buyuran peygamberimiz bir başka hadislerinde “Nikaha rağbet ediniz,çoğalınız.Ben kıyamet günü sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar edeceğim.Nikah benim sünnetimdir.Kim benim sünnetimi terkederse bizden değildir.”[4] buyurmuşlardır.Nikahsız beraberlik ise, asla caiz görülmemektedir.Diğer yandan nesebi belirsiz nesillerin,dinin korunmasının emrettiği “Neslin korunması”ilkesiyle çelişki arzettiği bir gerçektir.Günümüz avrupasında gençliğin her türlü ahlaksızlıkta yok olmasının kökeninde,her doğan 100 çocuğun 70’şinin gayri meşru çocuk olması,en önemli etkenlerdendir.Babası belli olmayan,yetiştirme yurtlarında şefkatten ve sevgiden uzak olarak büyüyen gençlik,insanı insan yapan bir çok meziyetten de uzak kalmakadır.Böylece fizikçe olgunlaşan,ruhen sıkıntılı ve sığ düşünceli insanlar topluma sıkıntı oluşturmaktadır.
            Sevgili müminler !
            İslamda evliliğin gayesi,insan neslinin devamını sağlamak içindir.Şehvetin teskini ve diğer nimetler ise,Allah’ın insanlara verdiği bir ücrettir.İnsanlar görünen bu nimetlere medfun olup evlenmekte ve böylece yaratılışın gayesi tecelli etmektedir.
            İslamın emrettiği aile düzeninde,eşler arasındaki ilişki,ekonomik çıkar,birbirinden karşılıklı istifadenin ötesinde ,ahirete kadar uzanan sınırsız bir beraberliktir.  ”Kişi sevdiğiyle beraberdir.”kaidesi gereğince sevgililer ahiret hayatında da beraber olacak,hayat arkadaşlığı hayatın devamıyla beraber daim olacaktır.Diğer yandan ailenin meyvesi olan çocuklar “Tükenmez bir hazine olarak”müjdelenmekte ve aile yuvası dünya-ahiret mutluluğunun kaynağı olarak takdim olunmaktadır.[5]
            Aileyi ticari beraberlik,heveslerin tatmin aracı anlayışı, meteryalist bir anlayıştır.Bu düşünce, aile müessesini felç etmiş ve her 100 ailenin yaklaşık 33’ünün ayrılması sonucunu doğurmuştur.Böylece gayri meşru beraberlik bu ülkelerde yayılmış ve manevi değerler alt üst olmuştur.
            Eşler birbirini tamamlayan bir elmanın yarım parçalarıdır.Allah’ın buyurduğu gibi,”Birbirlerini örten elbiselerdir.”[6] Birbirlerinin huzur kaynakları,sukunet vasıtalarıdır.İnsanlar evlilikle duygularının esaretinden kurtulup,sevgi ve şefkat yoluna girmektedirler.Sorumluluk anlayışı anne-baba olunca daha da olgunlaşmaktadır.İnsanda duygunun yerini mantık ve sağduyu olmaktadır.Egoist,menfaatcı,bencil duygular yok olmakta veya hafiflemektedir.Değergamlık,hoşgörü,sevgi,saygı duyguları insanlarda egemen hale gelmektedir.Ailelere huzur,eşlerin birbirlerine sonsuz arkadaş  inancıyla bakmalarıyla mümkündür.Sözlerimi aile kurmanın ve birlikteliğin sırrını açıklayan bir ayetle bitiriyorum:”Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet oluşturması,Allah’ın varlığının delillerindendir.Doğrusu bunda,iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”[7] 

            Nemutlu! Sonsuz arkadaşlarıyla iyi geçinebilenlere !


[1] Kuran;Hucurat,49/13
[2] İbn Mace;Nikah:6
[3] Tirmizi,Nikah:4
[4] İbn Mace,Nikah:1
[5] Müslim;Vasiyye:14
[6] Kuran;Bakara;2/187
[7] Kuran;Rum,30/21

İSLAMDA AĞACA VERİLEN ÖNEM


İSLAMDA AĞACA VERİLEN ÖNEM

            Değerli müminler !
            Binbir türlü renklerle donatılmış tabiat güzellikleri,insan ruhunu dinlendiren özelliklere sahiptir.Denizlerin mavisi,yemyeşil desenlerle donatılmış ormanlarımız Allah’ın müzeyyen isminin yansımalarıdır.Daralan ruhlara bütün bu güzellikler şifadır.Gerçekten de sıkılan insanların,soluk alanları ormanlar ve yeşilliklerle bezenmiş bitki örtülerimizdir.
            Kuran’da cennet tasvirlerinde ağaçlar önemli bir figürdür.Ağaç 176 yerde zikrolunmaktadır.Ağaçların meyveleri,gölgelikleri,aralarından akan suların sesi,cennet nimetleri arasında anılmaktadır.Ağacın insan ruhunu dinlendiren yönü şöyle tasvir olunur:”Cenetlikler ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar.Orada onlar için her çeşit meyve vardır.Bütün arzuları yerine getirilir.”[1]
            Ağaç ve bitkilerin faydası sadece ruhu okşayan göze hoş gelen manzaralardan ibaret değildir.Ağaç ve bitkiler insan hayatı için vazgeçilmez gıda kaynaklarıdır.Onlar rahmet elinin insanlara uzanışının ifadeleridir.İnsanlar ağaçlar sayesinde temiz havayı soluya bilmekte,toprağın erozyona uğramaması ağaçlar sayesinde önlenmekte,tehlikeli sel felaketleri ağaçlarla önlenilmekte,özetle ağaçlar çevre problemlerini önleyen çok önemli bir etken olmaktadır.Böylesine önemli olan ormanlarımızı çeşitli rantlar uğruna tahrip etmek,gelecek nesillere yapılan en büyük ihanettir.Çünkü ormanını kaybeden milletler çölleşen topraklarla karşılaşacak,bu durum ise yağmursuzluğu ve verimsizliği doğuracaktır.Ağaçlar insanları doğumuyla beşikte karşılamakta,ölümleriyle tabutla yolculamaktadırlar.Isınmasından,yazdığımız kağıtlara okuduğumuz gazetelere hemen hemen her sahada ağaç bizim ana malzemelerimizdir.
            Kuran’da ağaç tasvirleri cennet figürleri olarak analtıldığı gibi,Hz peygamberde ağaca ve korunmasına çok önem vermişlerdir.Dünyada-ilk ağaç koruma şekli olarak-milli park uygulamasını Hz İbrahim yapmışlardır.Buna göre Mekke’de “Harem” bölgesinde hiç bir yeşillik koparılmayacak,hiç bir av hayvanı avlanmayacaktır.Böylece ağaç ve yeşilliklerin tabii korunması sağlanmış olacaktır.Aynı uygulamayı Hz peygamber (a.s) Mekke’nin yanında Medine’de de yapmışlardır.Medine’de de çevredeki yeşillikler koparılmayıp korunmakta ve tabi güzellikleri korunma altına alınmaktadır.Bu uygulamalar,müslüman ve modern insanların şehircilik anlayışında ilham kaynağı olmuş ve günümüz insanı,çevrecilik adı altında şehirlerin etrafını ve içindeki ağaçları kendinden bir parça bilerek sevmiştir.
            Hz peygamber (a.s) daima ağaç dikmeyi teşvik etmiş ve bu gayeyle kampanyalar yaparak şöyle buyurmuşlardır:”Elinizde bir ağaç filizi varsa,kıyamet kopmaya başlasa bile,eğer onu dikecek kadar zamanınız varsa mutlaka dikiniz.”[2] Rasulullah bu tavsiyeleriyle müminin her anını değerlendirmesini tavsiye etmekte ve ağaçları yaşatmanın önemine işaret buyurmaktadırlar.Yeşillikleri ve onların temelini oluşturan ağaçları yok etmek ise,kınanıp şöyle buyurulmaktadır:”Kim bir yeşilliği yok ederse,Allah o kimseye lanet eder.”[3]
            Ağaç islam vakıf geleneğinde,meyvesinden insanların istifade ettiği çok önemli bir hayır aracıdır.Belirli meyveler dikilmekte,insanların gelip geçtiğinde meyvelerinden yararlanmaları için onların bakımı yapılmaktadır.Böylece mümin,”Ben faniyim,fakat arkamdan benim eserlerim yaşayacak ve insanlar ondan yaralandıkça sevaphanem boş kalmayacaktır.”inancıyla yaşamaktadır.Hz peygamber (a.s)’de şöyle buyurmaktadır:”Bir müslüman bir ağaç diker veya bir ekin ekerse,ondan bir hayvan,yahut bir kuş veya herhangi bir varlık yerse,ondan dolayı kendisi için muhakkak bir sevap vardır.”[4] Diğer yandan bitmeyen hayırlar sınıfı ölüm sonrasında anlatılırken şöyle buyurulur:”Yedi şey vardır ki,kişi vefat etse de onlardan sevap almaya devam eder.Bunlardan biri de,…dikilen ağaçtır…”[5]
            Müslüman hayatının her safhasında insanlara iyilikle emrolunmuştur.Müecessem ifadesiyle sadaka vermek müminin her an başvurduğu bir iyilik şeklidir.Ağaç dikmeyi de aynı katagoride değerlendiren Hz peygamber şöyle buyururlar:”Bir müslüman ağaç dikerse,o ağaçtan yenilen ürün onun için muhakkak bir sadaka olur.O ağaçtan çalınan meyve de onun için bir sadakadır.Vahşi hayvanların yediği de o kimsenin hesabına bir sadakadır.Kuşların yediği de sadakadır.Her insanın ondan yiyip eksilttiği ürün de onu diken müslümana ait bir sadakadır.”[6]
            Değerli müminler !
            İnsanlığın çevreyi koruma adı altında yaptığı faaliyetler bütünü,dinimizin temel öğütlerindendir.Allah’ın emaneti olan yeşilliklerimizi koruyalım.İnsan ömrünce ancak gelişip yetiştirilebilen ağaçlarımızı bir anlık gafletimizle yok etmeyelim.Her bir ağacın ve bitkinin birer canlı olduğunu ve Allah’ı zikrettiğini bilelim.Toprağa ektiğimiz her bir canlının gelecekte bütün canlılara hizmet verdiğini ve bunun da bir ibadet olduğunu bilelim.

            Nemutlu çevresiyle uyumlu olup, her canlıya sevgiyle yaklaşabilenlere !

           

[1] Kuran,Yasin,36/56-57
[2] Buhari,Edebü’l-Müfred:168
[3] Kenzü’l-Ummal,3/905
[4] Müslim,Müsakat:2
[5] Buhari,Cihad:71
[6] Müslim,Musakat;4

İSLAMA GÖRE SPOR


İSLAMA GÖRE SPOR
           
Muhterem Müminler !

            İnsan hem dünya hem ahiretini kazanmak için kısacık ömürle yaratılmıştır.Böylesine az bir zaman diliminde büyük işler yapabilmek çoğunlukla mümkün olmamaktadır.Vücudun ve bütün organların verimli çalışabilmesi için sağlığımıza önem verip,organlarımızı mümkün mertebe sağlıklı tutmaya çalışmalıyız.İlerleyen tıp bilimine göre,insanın her yaşta ve her zaman mutlaka sportif faaliyetlerde bulunması,sağlıklı bir vücud için koruyucu tedbirlerden biridir.Organların sabit ve hareketli kalması ise,bir çok hastalığa sebeb olmakta ve yaşlanma süreci hızlanmaktadır.Bu cümleden olarak,kilo problemleri ve birçok hastalık nüksetmektedir.

            İslam dini müntesiplerine dünya ve ahirette mutluluk reçeteleri sunan bir dindir.Bu gayeye yönelik olarak,müminlerin güçlü ve sağlıklı olmaları için meşru ölçüler dairesinde eğlenme ve sportif faaliyetlerde bulunmalarını tavsiye etmiştir.Fakat bu tavsiye,”Ömür sermayesi az lüzumlu işleri çok olan..”insan için zaman bakımından sınırlıdır.

            Mümin ekonomik ve diğer faaliyetlerini bitirip,ibadetlerini yaptıktan sonra kalan zamanlarda bedenini dinlendirici faaliyetlerde bulunmalıdır.Vucudu zinde tutacak en güzel faaliyet tarzı ise spor’dur.İslamın bütün emir ve nehiylerini hayatında uygulayan Hz.peygamber’in faliyetlerinde değişik spor dallarının yapıldığını görmek mümkündür.Bu spor alanlarını şöylece özetlemek mümkündür:

            Deve ve yarış atlarının çok olduğu mekke ve medine’de binicilik oldukça ilgi gören bir spor dalıydı.Sahabiler kendi aralarında at yarışları yapıyor,peygamberimizde onların yarışlarına iştirak ediyordu.Zaman zamanda at yarışlarında olayın ciddiyetini korumak gayesiyle birinciye ödüller veriliyordu.[1]

            Yine hadis kitaplarında Hz.peygamberin “Gadba”adında bir devesi olduğunu ve bu deveyle yarışmalara katılıp birinci olduğu rivayet olunmaktadır. Sözkonusu devenin zaman zaman birinci olamadığı da görüldüğünde Rasulullah’ın şöyle buyurduğu:”Dünyada yükselen her şeyi alçatmak Allah’ın kanunudur.”[2]anlatılmaktadır.Bu hadisi şerife göre hiç bir insan ve varlık herzaman iyi performans gösteremeyebilir.Her çıkışın bir inişi olması Allah’ın kanunlarındandır.

            Asr-ı saadet insanın sporlarından biri de maratonculuktu.Sahabiler arasında oldukça profosyonel olan Hz.Ali gibi koşucular da vardır.Diğer taraftan eşlerine zaman ayıran,onlara değer veren peygamberimiz Hz.Aişe validemizle beraber yürüyüşler yapar,onunla yarışırlardı.Bu konuyu anlatan Aişe validemiz:”Bir yolculukta Hz peygamberle yarıştım ve O’nu geçtim.Şişmanladığımda yaptığımız diğer bir yarışı ise,Hz peygamber kazandı.”[3]buyururlar.

            Güçlü ve kuvvetli olan peygamberimiz, güreş sporuna ilgi duyardı.Rükane isimli güreşciyle üç defa güreşen peygamberimiz her defasında O’nu mağlup etmişti.Mağlup olmasına rağmen peygamberimizle yaptığı müsabakalardan sonra Rükane müslüman olmuştur.[4]

            Ok atıcılığı bir spor olmanın yanında,aynı zamnda savaş hazırlığı ve askeri eğitime giden bir yoldu.Atıcılık oklarla yapıldığı gibi mızraklarla da yapılıyordu.Hz peygamber bu işlerle meşgul olan sahabileri şecaata getirir,onları bu konuda teşvik ederlerdi:”Atınız ben de sizinle beraberim buyururdu.Aynı gelenek raşit halifeler döneminde de devam etmiştir.Nitekim Hz.Ömer valilere gönderdiği genelgede,”Çocuklara ok atmayı,yüzmeyi ve ata binmeyi öğretin.”
diyordu.[5]
            Mekke’nin deniz kıyısına yakınlığı münasebetiyle müslümanlar arasında yüzme kültürü vardı.Aynı zamanda tüccar olan bu bölge halkı deniz kıyılarında bu sporla tanışabilmişlerdi.Kendisinin yüzme bilip bilmediği bilinmeyen Hz peygamber bu konuyla ilgili şöyle buyururlar:”Allah’ın anılmadığı her söz ve iş önemsiz bir oyun, değersiz bir eğlencedir.Ancak şu dört meşguliyet yararlıdır: Kişinin eşiyle birlikte olması,atını terbiye etmesi,iki hedef arasında antrenman yapması,yüzmeyi öğrenip öğretmesi”[6]

            Sevgili Müminler !

            Müslüman yaptığı her işi,Yaratan’ın rızasını kazanmak gayesiyle yapmalıdır.Temel düşünce islamın insana vermiş olduğu moral gücünü bütün insanlığa göstermektir.Bu konuyu her vesileyle müslümanlara gösteren Hz peygamber,Safa ile Merve arasında say yapılırken hervele (kısa adımlarala dik yürüyüş)yapılmasını öğütlemiş,bunu gören kafirler hayretler içinde kalmışlardı.Müminlerin her konuda güçlü olmalarını öğütleyen Hz peygamber:”Kuvvetli mümin zayıf müminden herzaman hayırlıdır.”[7] buyururlar.

            Mümin bedenen ve ruhen güçlü olma, gelecek nesillerin sağlıklı olabilmeleri için,zamanın bir kısmında spor yapmalıdır.Görüldüğü gibi,koşmak,yüzmek,güreş,at biniciliği,ok veya benzeri aletleri  atmak peygamberimizin sünnetlerindendir.İnsanlar spor yaparken,sportif faaliyetlere bilfiil katılım, ön planda tutulmalıdır.Günümüz insanının futbol kulüplerine taraftar olması spor değildir.Bu olsa olsa sosyal bir deşarzdır.Spor yaparken müstehcen ortamlardan uzak durulmalıdır.Herbir fert kendi cinsiyle spor yapmalıdır.

            Çağımızın bir propoganda aracı olan spor,islamın gücünü göstermek,inançsızlık içinde kıvranan insanlara dinimizi tebliğ etmek için bir araç olabilir.Tarihte dedelerimizin yaptığı gibi,milli ve manevi değerlerimizi,uluslararası salonlarda duyurmak için her zamankinden daha çok çalışmalıyız.Bizim güç ve kondisyonumuz,Hakk’ı tebliğe bir araç olmalıdır.

            Ne mutlu enerjisini  hak yolda     harcayabilenlere !


[1] Müsned,1/230
[2] Nesai,Sebak,70
[3] Ebu Davut,Cihad,15
[4] Tirmizi,Libas:42
[5] Buhari,Cihad:57
[6] Buhari,Cihad:50
[7] Müşkatül-Mesabih,hadis no:5298